Lütfen Bilgilerinizi Giriniz.

Siparişlerinizin ulşaması için lütfen bilgilerinizi eksiksiz giriniz...

Lütfen Siparişlerinizi Giriniz
Please wait...


simitci-siparis-1-a
simitci-siparis-2

Simitçi Avrupa'da Geçmişten Gelen Tat Sizde Mudavimi Olacaksınız..

Bilinen en eski lezzetlerden olan simidin yüzyıllık hikâyesini anlatmak istiyoruz size. Önce sarayların içine girmiş, sonra sokaklara taşınmış, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sine bile konu olmuştur. Simidin bilinen tarihi Osmanlı’nın Anadolu’da hüküm sürdüğü dönemlerle birlikte başlıyor. Simit, Arapça’da ‘beyaz has un’ anlamına gelen ‘samid’ kelimesinden türemiştir. O dönemde unların çuval çuval saklandığı depolar vardı, Osmanlı saraylarında. Bu depolara ‘simithane’, padişahların koca odun fırınlarına ise ‘padişah fırını’ denirdi. Üsküdar’da bulunan padişah fırınından halka biçiminde bir ekmek yapılmış ilk kez. Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde ilk simitleri anlatırken ‘araba tekerliği büyüklüğünde’ demiş hatta. Kokusu, tadı öylesine sevilmiş ki daha çok pişirilmeye başlanmış ve adına ‘simid-i halka’ denmiş. Birçok reçete yazılmış üzerine, saray reçete defterlerine girmiş her biri.

Bir başka rivayete göre; padişahlar iftarlarda nöbet bekleyen askerlere simit hediye edermiş. Simit, padişah hediyesi olabilecek kadar değerli ve kıymetliymiş anlayacağınız. Ortak paylaşımlarımızı, duygularımızı besleyeceği o zamandan belliymiş aslında. Bir süre sonra yanındaki halka sözcüğü kalkmış ve ‘simit’ olarak anılmaya başlanmış. 17. Yüzyıla gelindiğinde simit öylesine değerli olmuş ki, ekmek ve simit fırınları birbirinden ayrılmış. Tatlı, susamlı ve günümüzde tükettiğimiz simitler yapılmış, reçeteleri yazılmış. Simit, İstanbul’dan yavaş yavaş çıkıp, önce Bursa ve Edirne’ye, oradan da Balkanlar’a yayılmış. Yayıldıkça ekmek fırınlarında da yapılmaya başlanmış. Eskiden yüksek fiyatlara satılan simitlerin değeri ve kalitesi de düşmüş. Bu nedenle simit fırınları birer birer kapanmak durumunda kalmış ne yazık ki. Zamanla günümüzün hızlı tüketim anlayışına boyun eğmiş simitler. Saraylardan sokaklara inip, en sevdiğimiz lezzetlerden biri olmaya devam etmiş. Padişahların en kıymetli hediyesi, simitçilerin omuzlarında yeniden değer görmeye başlamış böylelikle. Eski şanı, şöhreti olmasa da biz onu sokak lezzetimiz olarak daha çok seviyoruz...